23 Ağustos 2010 Pazartesi

Bostana ...


Şanlıurfa ve Diyarbakır da bostana Gaziantep’te Antep Salatası diye bilinen
 en güzeli lezzetlisi yaz mevsimin de taze taze yapılabilecek gerçek bir Anadolu Salatası ...
Malzemenin minicik  minicik doğranması ile lezzetler birbiriyle özleşiyor,
 harika bir tad ortaya çıkıyor...
Üzerine de nar ekşisi, sızma zeytinyağ ile bu salatanın özellikle sulu olanı makbul ....
Kaşık kaşık yemek için..

Malzemeler
2 adet domates ( iri ve sulu )
2 adet  orta boy salatalık
1 adet kuru soğan
çeyrek demet maydonoz
5-6 adet yeşil soğan
5 adet sivri biber
Yarım limon suyu
2 çorba kaşığı nar ekşisi
2 çorba kaşığı zeytinyağ
1 iri diş sarımsak
Tuz, isot

Yapılışı
Domates ve salatalığın kabuklarını soyalım ve  kuru ve yeşil soğan,sivri biber ve maydonoz  dahil olabildiğince minik  minik doğrayalım.
 Ardından zeytinyağ, limon suyu, sarımsak rendesi, isot ve tuzu ilave ederek  karıştıralım
 En son üzerinden nar ekşisini de gezdirerek servis edelim..

***Özellikle et yemekleri ,ızgara ve kebapların yanında iyi gidecek bir salatadır..

.................Afiyet Olsun.............

21 Ağustos 2010 Cumartesi

İncirli İmrik Tatlısı ( 199 )......



Aslında bu tatlıyı bugün paylaşmayacaktım ama
gel görki elim yanlışlıkla kaydı yayınlaya basınca böyle oldu...
Sütlü irmik tatlısına üniversite yıllarında kısaca 199 diyorduk..
Sebebi ise malzeme listesinde gizli..
Marketten aldığım incirler eve gelene kadar ezilme durumuna gelince ,
 incirleri kurtarmak için böyle tatlı üzerinde değerlendirmeyi düşündüm...

Malzemeler 
1 kilo süt
 9 yemek kaşığı irmik
9 yemek kaşığı şeker
vanilya

Üzeri için
4 taze olgun incir

Yapılışı
Önce incirleri yıkayalım,kabuklarını soyup rondodan geçirelim..
Daha sonra, 1kilo süt ve irmiği tencere de karışırtarak koyulaşıp ,kaynayana kadar pişirelim..
Tatlımız koyulaşınca ocağı kapatalım. Şeker ve vanilyasını ekleyip karıştıralım..
Servis edeceğimiz kuplara sırası ile biraz irmik tatlısı biraz incir olmak üzere dökelim...
Bu şekilde olabileceği gibi tatlıyı büyük bir cam kaba döküp ,üzerine incir ezmesini yayabiliriz..
İki şekilde de lezzetli ve hafif bir tatlı elde ediyoruz..

...........................AFİYET OLSUN................ 

Adıyaman Patlıcanlı Köfte ve Sandal Köfte...

Bugün sizlerle davet sofraları için enfes bir alternatif
olabilecek bir tarif paylaşmak istiyorum..
Aslında bir malzeme ile iki farklı yemek .
Birisi azıcık el oyalayan ama sonucu gerçekten buna değen sandal köfte diğeri ise 
uzun süredir denemeyi düşündüğüm ve Sevgili Cafe Pepela'nın hatırlatması ile yapmaya karar verdiğim Adıyaman'ın közlenmiş patlıcanla yapılan, patlıcanlı köftesi..
Cafe Pepela bu köfteyi tavuk köftesi ile yapmış çok da güzel olmuş ona da bir bakın derim..
Patlıcanlı köfte için size tavsiyem
 kişi başı makul ölçülerde olabilmesi için küçük patlıcanları tercih etmenizdir..  
Belirttiğim gibi bunlar iki ayrı yemek ben ikisini de görebilmeniz için bir arada yaptım..
Tercih sizin...

Pişmeden önceki hazırlanış ve şekiller yukarıdaki gibi..

Malzemeler
1 kilo orta yağlı dana-kuzu karışımı kıyma
1 büyük kuru soğan rendesi
2 iri sarımsak rendesi
1 kase kadar galeta unu(kuruyan ekmeklerden hazırlıyorum)
Çeyrek demet maydanoz
1 yumurta
3 yemek kaşığı sıvı yağ
2 yemek kaşığı su
karabiber , tuz ,
kırmızı pul biber , kekik

Püre malzemesi
2 iri patates
2 yemek kaşığı tereyağ
1 su bardağı süt
tuz, karabiber

sosu için
2 yemek kaşığı sıvı yağ
1 iri domates rendesi
2 yemek kaşığı salça
1 yemek kaşığı un
su , tuz
köftelerin üzerine
Kaşar peyniri ve domates dilimleri

ve
4 Orta boy közlenmiş patlıcan


Yapılışı
Önce sandal köfteyi anlatalım...
Köfte için kıyma,rendelenmiş soğan, ince doğradığımız maydanoz, galeta unu, yumurta, sarımsak rendesi, tuz ve karabiberi karıştırıp malzeme iyice birbirine girene kadar yoğuralım.
Hazırladığımız köfte harcının yarısını sandallar için kullandım.
Diğer yarısı ile de közlediğim patlıcanların üzerini kapladım..
Önce sandallarımızı oluşturmak için limon büyüklüğünde parçalar kopartıp, elimizde yuvarlayalım daha sonra içini hafif oyup oval sandallar oluşturalım...
Hazırladığımız oval köfteleri fırın tepsisine dizip 200 derece fırında 15 dak pişirelim.
Köfteler pişerken püreyi hazırlayalım..
Bunun için önce patatesleri  küp doğrayalım ve su ve az tuz ilavesi ile iyice haşlayalım.
Patatesler iyice yumuşayınca süzüp, ezelim püre haline getirelim.
Tuzu az ise ekleyelim. Tekrar ocağa alıp süt ve tereyağı ilaveleri ile pürüzsüz hale getirelim..
Yarı pişmiş köftelerin içine püreyi eşit şekilde yerleştirelim..

***
Siz eğer daha değişik birşey isterseniz pürenin altına garnitür hazırlayabilirsiniz veya mantarlı bir harçta olabilir..Püreyi harcın üzerine ilave edebilirsiniz..
Sandal köfte bölümü hazırdır..

***
Patlıcanlı köfteye gelince 
Patlıcanları közleyelim. Sapları kalacak şekilde kabuklarını soyalım.
Köfte harcımızın kalan diğer yarısı ile közlenmiş patlıcanlarımızı kaplayalım..
Fırın tepsisine koyup 200 derecede 15 dakika kadar pişirelim..

Sosumuzu hazırlayalım.
Bunun için küçük bir tencereye 2 yemek kaşığı sıvı yağda rendelediğimiz domatesi ve salçamızı ve sosu yoğunlaştıracak olan unu da ekleyip kavuralım ...
  Suyumuzu ekleyip bir taşım kaynatıp sosu uygun kıvama getirelim..

Tepsiye aldığımız sandal köftelerin ve patlıcanlı köftenin de üzerine gelecek şekilde sosu tepsiye dökelim..
Üzerlerine birer domates ilavesi ve kaşar peyniri dilimleri ile fırında
 200 derece de15-20 dakika kadar daha pişirelim..

*
*

*
Tarifi karışık bulmuş olabilirsiniz ama inanın çok kolay ..
Anlamadığınız ,takıldığınız bir yer olursa sorabilirsiniz..

..................Afiyet Olsun...................

20 Ağustos 2010 Cuma

Zeytinyağlı Kabak Çiçeği Dolması....

Tek lokmalık çok lezzetli bir dolma ; 
Kabak çiçeği dolması çok lezzetli ama yaparken azıcık  el oyalayan bir dolma.....
Bu dolma sanırım ege ve akdeniz mutfağına ait..   
Anadoluda pazarlarda da satıldığını duydum ama hiç rastlamadım... 
Ben köyde bahçeden büyük bir zevkle topladım..Bununda bir püf noktası varmış... 
Sabah'ın erken saatlerinde hava tam ısınmadan ,
kabak çiçeklerini toplamak ve solmadan hemen doldurmak gerekiyormuş...
Öncelikle çiçeklerimizin  kenarlarındaki dikenlerini ve içteki tomurcuk kısmını temizleyerek başlayalım...


Malzemeler
Ben 50 kadar kabak çiçeği kullandım. 
 Çiçek başına 1 tatlı kaşığı pirinç
 Taze soğan ( ya da 2 kuru soğan )
 1 çay bardağı zeytinyağı ( harcına ve üzerine )
 1 su bardağı su
Biraz dereotu ve maydanoz,nane
2 Domates , tuz , yenibahar
2 küp şeker,karabiber

Yapılışı
Soğanı minik doğralayım,ve sıvıyağda kavuralım .
Domatesi rendeleyelim ve soğanlarla birlikte kavuralım..
Pirinci ilave edip biraz daha kavurup tuzunu ve diğer baharatları ilave edip kavurmaya devam edelim.
Pirinçlerin üzerine suyu ilave edip kısık ateşte suyunu çekene kadar pişirelim
Ocağı kapattıktan sonra harcın biraz ılımasını  bekleyelim.
Yıkayıp temizlenmiş olduğumuz, kabak çiçeklerini dikkatli bir biçimde harcı çok koymadan dolduralım...
Eğer kabak çiçeklerine harcı çok koyarsanız pişince patlar ve hoş görünmez..
Doldurduğumuz çiçeklerin ağız kısımlarını kapatarak tencereye yerleştirelim.
Üzerine az sıvıyağ gezdirelim ve dolmaların üzerini çok az geçecek kadar suyunu ilave edelim..
Porselen bir tabakla kapatıp kısık ateşte pişirelim..

***  
Sarmısaklı yoğurtla servis yapalım..
  
.................................Afiyet Olsun........................

19 Ağustos 2010 Perşembe

Karadeniz Turu 7 .Gün...

KÜMBET YAYLASI, ESPİYE


Gezimizin bu aşamasında biraz akrabaların yanına uğrayıp ,
kısa bir süre için yerleşik hayata geçmeyi düşündük...
Giresun Kalesi'nden sonra direksiyonu Kümbet yaylasına çevirdik..
Yayla yolunda orası olmaz burası olmaz derken bizim kahvaltı etmemiz öğle üzerini buldu..
Babamız semaverde çayımızı,  ben masayı hazırlarken çocuklarda çevrede minik çileklerden topladılar..
Bilmeyenler vardır belki Karadeniz'in bir çok yerinde çocukların kollarına taktıkları ,
susamsız simitlerden yapılır ve çokça da satılır ..

Veee  pazartesi öğlen yeşilin her tonunun bulunduğu çamlar içindeki Kümbet Yayla'sındayız nihayet....
Bana göre yayla dediğin tam da Kümbet gibi olmalı ..
Büyük çam ormanları ,yeşilin en canlı tonları ,doğal yiyecekler daha neler neler...
Özellikle Temmuz'un 18' i gibi Kümbette yayla şenliği oluyor ki kaçırılmayacak güzelliktedir...
Kısacası görülmeye değer bir yerdir..

 
Biz Kümbet'te bulunan akrabalarımız eşliğinde mantar toplamaya gittik..
Çocuklar ilk defa mantar toplayacaklardı ,gerçi bende en son çocukluğumda böyle bir şey yapmıştım..Bir bilenle gittiğimiz için nerede mantar olur, hangi mantar yenilebilir bunları uygulamalı olarak öğrendik.. Fotoğraflardan da anlaşılacağı gibi mantar cennetine düştük.
Ayağımızı nereye bassak mantardı..Mantarları çok zevkle topladık, hatta çoğu zaman ,
ben daha çok toplayacağım diye yarış bile yaptık..


Kümbet Yaylası'nın şenliğinin yapıldığı alan çok geniş ve güzel
eğer giderseniz bu alanı görün derim ..
Dereli belediyesine burdan bir duyuru da bulunmadan da edemeyeceğim..
Rabbim böyle muhteşem bir yeri size vermiş daha temiz olabilirdi..
***
Biz kahvaltımızı evde değilde yeşillerin içinde yapmayı tercih ettik..
Daha sonra Şebinkarahisar'a geçtik..
Annem, kardeşim ,çocukları ve biz kocaman bir aile, bir gün bir gece de orada geçirdik....


Ertesi sabah babamız ve çocuklar büyük bir zevkle Şebinkarahisar kalesine tırmandılar..
Tırmandılar diyorum çünkü kale ilçeye tamamen hakim kayalıkların üzerine yapılmış..
Kalenin tarihinin  Roma döneminden daha eskiye gittiği söyleniyor..
Biraz harap ve bakımsız olsa da kalenin haşmeti hala yerinde..


Bu arada anne ısrarıyla kışlık kullanılmak üzere eriştemizi de orada yaptık..
Ertesi sabah Şebinkarahisar'dan ,gezi sonunda tekrar dönmek üzere Espiyeye'ye doğru yola çıktık.. 


Espiye Giresun'un 45 km uzaklıktaki ilçesi aynı zamanda da eşimin memleketi..
Biz köye ayak basar basmaz az bir dinlendikten sonra çocuklarla fındık toplamaya başladık..
Köydeki insanlar taze fındık yemekten çok ta hoşlanmasa da biz bayılıyoruz..
Beline fındık sepetini(tokasını) takan doğru bahçeye geçti.
Çocuklar yine sen çok topladın ,ben daha çok topladım yarışına girdiler...
O gün çok sıcaktı, zevkine de olsa fındık toplamak bizim için çokta kolay olmadı..
Bu sene fındık toplamaya insanlar,
 ramazandan bir hafta kadar önce başladıkları için çok zorlandıklarını düşünüyorum.
Rabbim yardımcıları olsun.. 
Sofraya gelen hiç bir ürün kolaylıkla gelmiyor kıymetini bilmek lazım....

Biraz sebze meyveleri görmek için diğer  bahçeyi dolaştık..
Karadeniz de sürekli yağmur havası olduğu için genelde sebze ve meyveler sulanmadan büyüyor..
Ürün çeşitliliği de bu yüzden bir hayli fazla..


Mesala bu kabak çiçeklerini bahçeden topladım ve abartısız pişince ,
lokum tadında olan dolmasını yaptım ..
Tarif postunu hazırladım, amaaaaa yarına inşallah...

Yoğurtlu Patates Salatası...


Yoğurtlu patates salatası ,pratik ve bir o kadar da bereketli bir salatadır  ..
 Yapılışı çok kolay, malzemeleri de her an evde bulunabilecek malzemeler.
İftar sofraları için de hafif bir salata alternatifi olabilir...
Malzemeler

4 orta boy patates
2 salatalık
2 diş sarımsak
1 su bardağı kadar yoğurt
1 kaşık mayonez
Dereotu
Tuz, karabiber

Hazırlanışı
 Patatesleri iyice yıkayalım, kabuklarıyla birlikte haşlayalım.
 Soğuyunca kabuklarını soyup, geniş bir kaba rendeleyelim.Kabuklarını soyduğumuz  salatalıkları da patateslerin olduğu kaba rendeleyelelim...
 Sarımsakları üzerlerine rendeleyelim.
Yoğurdu, tuzu,karabiberi ve mayonezini ilave ederek karıştıralım.
Kıvamını ayarlamak için yoğurt miktarı artırıp azaltılabilinir.
Dereotunu küçük küçük doğrayıp, karışıma ilave edelim, son bir karıştırıp servis tabağına alalım.
Üzerini de keyfinize göre süsleyin. Ben yağda yaktığım nane ve kırmızıbiber karışımını kullandım..
Dereotu bu salataya çok yakışıyor ama ben hariç bizde yiyen olmadığı için eklemedim..


....................................Afiyet Olsun................................

16 Ağustos 2010 Pazartesi

Karadeniz Turu 6. Gün...

ÇARŞAMBA,ORDU,PERŞEMBE VE GİRESUN


Üstteki görüntüler Samsun'un ilçesi Çarşamba'dan...
Çarşamba'nın tam ortasından Yeşilırmak geçiyor
 üzerinde de görüldüğü gibi Çarşamba köprüsü yer alıyor.....
Samsun'dan sonra konaklamak için Çarşamba'yı seçtik..
Ertesi sabahta erkenden Göğceli Camii'ni(Çivisiz cami) görmeye gittik..

Göğceli Camii yukarıda görülüyor..
 Göğceli Mezarlığı içinde yer alıyor bu camii .Mezarlıktan geçerek ulaştık bu camiye..
 1335 yılında onarım geçirmis...
Caminin yapılışı  ve şekli alışılmışın dışında.. 
Tek katlı cami üst üste yığma şeklide yapılmış ,duvarlarını tek parça kalaslar oluşturuyor..
Camide dövme demir çivi, yalnız direk başlarının kirişlere bağlantısında ve harim kısmında revak bölümlerine doğru uzanan merteklere yapılan eklerde kullanılmıştır. 
Kısacası caminin neredeyse tamamı tahtadan ve çok az çivi kullanılarak yapılmış..
Caminin içerisini camdan başımızı şöyle içeri  uzatarak görebildik..
Sağ olsun imam camiyi kilitlemiş gitmiş.. 
..

Çarşamba'dan sonra fındığı ile ünlü  Ordu'yu da şöyle bir görüp ,ufaktan bir gezip beğendikten sonra
 Ordu'ya bağlı olan Perşembe ilçesindeyiz.....
Fotoğraflardan da anlaşılacağı üzre şirin bir Karadeniz kasabası daha..
Bizim amacımız 20 km kadar batısında yer alan Yason Burnu'nu görmek ...


Yason Burnu ya da diğer adı Yosun Burnu işte burası.....
Küçük ama güzel bir doğal görünüme sahip bir yarımada burası.
Eski Ordu- Samsun karayolu üzerinde.
Yason Burnu'na özelliğini veren Rumlar tarafından yaptırılmış,
daha sonra restore edilmiş Yason Kilise'si , burnun ucunda da deniz feneri var..
Yer olarak çok doğal bir yer..
Fotoğrafta da görüldüğü gibi gelin hanım fotoğraf çekimi için orayı tercih etmiş
***
Burda belirtmeliyim eğer sadece Doğu Karadeniz'i görecekseniz  geziye Ordu'dan başlamalısınız...
Bana göre asıl Karadeniz buradan sonra başlıyor ve buradan sonra yollar batı karadenizdeki gibi dar  ve sorunlu değil  , tam tersi yollar çok geniş ,uzun tünellerle daha da zevkli hale getirilmiş......   


Eveeet sokakların boşluğundan da anlaşılacağı üzre bir pazar sabahı ,memleket topraklarındayız...
Yani fındık ve kiraz diyarı Giresun'dayız...
Giresun isminin, yabani kiraz ağaçlarından dolayı "Kiraz diyarı" veya Spartacus isyanını bastıran komutan Kerasus'tan gelmiş olabileceği söyleniyor...

Giresun' a gidince  

Giresun Kalesini, yaylalarını ve müzesini,
Giresun pidesini (Espiye yolu üzerinde ki kukul pide), yöreye ait yemeklerin (Kara lahana çorbası, karalahana diplesi, hamsi ve balık çeşitleri,turşu kavurması,mıhlama) yemeden dönmeyin derim..
Hemen merkezde Deniz Lokantası bunlar için uygun bir yerdir..
***
Mevsimi ise özellikle yol üzerlerinde köylülerden taze fındık da satın alabilirsiniz...

Biz vakit kaybetmeden Giresun Kalesine doğru araba ile tırmandık.....  
Tırmandık diyorum Giresun Merkez yokuşlardan oluşuyor..
Kaleden Giresun'u ve Karadeniz'in humteşem maviliğini kuşbakışı görebilisiniz...  
Kalede yeşillikler arasında özellikle Milli Mücadele Kahramanı Topal Osman Ağa’nın anıt mezarı, mağaralar, kaba taşlarla örülmüş surlar ve taş kabartmalar görülebilecek önemli noktalardır
Kale içinde de yöresel hediyelik eşyalar bulabilirsiniz... 


Unutmadan kaleye kıvrım kıvrım yollardan çıkarken yolun sağında kalan
Karvulur kavrulmaz diye bir yer var..
Ballı fındık ezmesi tavsiye edilir..


Yine kaleden inerken karşılaşacağınız Seyyid Vakkas Türbesi ziyaret edilebilir..
Seyyid Vakkas; Fatih Sultan Mehmet zamanında büyük yararlılıklar göstermiş ve bir çatışma sırasında şehit düşmüş bir uç beyi imiş...


Giresun Müzesi de görülebilecek yerler arasında..
Müzeler pazartesi günleri kapalı  oluyor bunu da hatırlatmış olayım...
Giresun'dan sonra Giresun'a bağlı Kümbet Yayla'sına gittik..
Kümbette çocuklarla büyük bir zevkle mantar topladık... 
Bir sonraki yazıda Kümbetten devam ederiz inşallah...  
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...