14 Ağustos 2010 Cumartesi

Karanediz Turu 4 ve 5.Günler....

SİNOP,BAFRA VE SAMSUN 

Erfelek Şelaleleri'nden sonra gideceğimiz yer Sinop merkezdi...
Sinop'a akşam üzeri vardık....
Bu tarz gezilerin dezavantajı ne zaman nerede konaklayacağınızın belli olmaması...
Belki önceden ayarlama yapılabilir ama bu seferde kalınacak yer nerede ise akşam olmadan, oraya varma gayreti oluşuyor ki bu da geziyi aceleye getiriyor...
Önce kalacağımız yeri ayarladık..Sonra çocuklar ve babamız biraz denize girdiler..
Sinop'un üç tarafıda deniz olduğu için denize girilecek yer çok ...
Özellikle de Akliman harika..

***
Gelelim yukarıda ki lezzetli görüntüye....
Sinop'un tereyağlı cevizli mantısının ününü daha önce duymuştuk...
Çocuklar denizden çıktıktan sonra yol üzerinde kocaman bir kermes çadırı gördük ..
Merak bu ya hemen şöyle bir gezelim derken,
 bi de ne görelim kermesin yiyecek çadırında kadınlar taze taze mantı yapmıyorlar mı?    
Niyetimizde de mantı yemek olduğu için hemen oturduk bir masaya ...
Mantıyı karışık istedik ,belki cevizli olanını beğemeyiz diye ama tam tersi cevizli olan daha lezzetli idi...
Eğer yolunuz  Sinop'a düşerde mantı yemek isterseniz adım başı mantıcı mevcut..
***
Hava kararınca biz özellikle sahilde farklı bir Sinop gördük..
Sahilde gezen insan kalabalığı bir an bende Bodrum,Çeşme benzeri tatil yerlerindeyim hissi uyandırdı......
Sinopta ikinci gün  yukarıda görülen ESKİ SİNOP CEZAEVİNİ gezdik... 
“Parmaklıklar Ardında” adlı diziyi izlediyseniz,
 aslında pek çok mekanına dizi aracılığı ile şahit olduğunuz bir  yerdir..
 Pek çok ünlüye cezaevi sahipliği yapmış burası...
Gezinizi kendi başınıza gerçekleştiriyorsanız ki genelde öyle oluyor
seyreklikle yerleştirilmiş tabelalar dışında herhangi bir bilgi alma şansınız yok...

Cezaevinin içi ürkütücü ve çok yırpanmış...
Çocuk suçluların koğuşlarını da gördük..  
Bir zamanlar insanların volta attığı alanda bulunmak insada değişik duygular oluşturuyor.. 
Hücrelere girebiliyor,  Nerdeyse boş olan hücrelerde bir kaç kırık ranza, simsiyah olmuş bir lavabo ve tuvalet ile kimi yerlerde deniz manzaralı pek çok hücre var. .  

***
Aralarında Sebahattin Ali, Mustafa Suphi, Burhan Felek ve Refik Halit Karay
gibi isimler de bu cezaevinde  yatmışlar..

Dışarda deli dalgalar
Gelip duvarları yalar;
Seni bu sesler oyalar
Aldırma gönül aldırma

Görmesen bile denizi
Yukarıya çevir gözü
Deniz gibidir gökyüzü;
Aldırma gönül aldırma

Bu dizeler de Sabahattin Ali'nin cezaevinde yazdığı ve Edip Akbayram'ın yorumculuğunu yaptığı şarkıya ait..

Parmaklıklar ardında dizinin çekildiği alanlar haricindeki hemen tüm alanları dolaşabiliyorsunuz.
Üstteki görüntüleri kapı camından çektim.. 



Sinop Kalesi'de yine görülmeye değer..
Kalenin hemen önünde Diyojen'in heykeli yer alıyor..  
Alaattin Camii ve hemen karşısında yer alan el sanatları çarşısı görülmeye değer yerlerden...
Unutmadan Türkiye’nin en kuzey noktası olan İnceburun'u da görebilirsiniz...
  


Daha sonra Samsun'a doğru yola çıktık.. 
Yol üzerinde BAFRA'ya uğradık..
Bafra pidesi aklımıza geldi sırf pide için Bafra'ya girdik..
Ve gözümüze kestirdiğimiz  Turan Usta da karar kıldık..     
Yoğun müşteri trafiğinin dışında lezzetten çok memnun kaldık özellikle de kapalı olan pideden.. 
Bafrada Çetinkaya Köprüsü ve Kızılırmak Deltası Kuş Cenneti de görülebilir... 

Bafradan sonra akşama doğru SAMSUN'dayız nihayet.. 
Samsun girişinde Amisos Tepesi ve Teleferiğin olduğu alan karşılıyor.. 
 Samsunda görülebilecek yerlerin başında eski Amisos mezarları (tümülüsler), Bandırma vapuru geliyor. Tümülüsler yüksek bir tepede ve görmek için teleferikle çıkmak gerekiyor. 
Etrafındaki sosyal tesislerde yemek yiyip, kenti yukarıdan seyredebilirsiniz.
Maalesef biz rüzgarın fazla olması nedeniyle teleferiği kullanamadık. Tümülüsleri gezemedik. 


Yukarıda yine aynı böglede bulunan Amazon Heykeli görülüyor 
M.Ö. 1200 yıllarında, Samsun ve civarında, Amazon adı verilen efsanevi kadın savaşçılarının yaşadığı ve kendi topraklarına asla yabancı erkek sokmadıkları söyleniyor.. 
Bu alanın biraz ilerisinde yine sahilde Hayvanat bahçesi var ,çocuklarla orayıda gödrük..
                  Samsun'un sahil bölümü daha bir ferah...
                  İçi ise İstanbul kalabalığını aratmıyor malesef...
                          Bu günlükte bu kadaaaar ..... 

13 Ağustos 2010 Cuma

Amasra Salatası....

Amasra denilince akla balığından önce salatası gelmeliymiş onu anladık  ...
Amasra da tüm salatalar süslü..
Yöre halkının söylediğine göre içinde en az 20 adet malzemenin olması gerekiyormuş..
Başka yerlerde de bu salatayı yiyebilirsiniz belki ama gerçeğini sadece Amasra da yiyebilirsiniz..
 Bizde salatayı bize sunan garsonumuza sorduk salatanın püf noktası nedir diye ....
Anlattığına tarife göre isterseniz sizde evde kendi salatanızı yapabilirsiniz..

Malzemeler
Salatalık, domates,
 Havuç, kuru ve yeşil soğan
Marul,kıvırcık, kırmızı lahana,
yeşil ve kırmızı biber, piyaz
Çükündür(kırmızı pancar kökü turşusu ve suyu),
roka, turp, semiz otu, mısır taneleri
Maydonoz, dere otu, Nane,
Karışık turşu(salatalık,lahana,domates,biber vs)

Sos malzemesi : Hakiki zeytinyağı - limon - sirke - tuz
Yukarıdaki sos malzemelerini aynı miktarlarda bir şişeye alıp, üzerine tuzu ilave
ettikten sonra çok iyi çalkalamak gerekiyor.

Yapılışı
Salatayı belirtilen malzemeleri kullanarak keyfinize  göre hazırlayın..
Daha sonra sosu ile buluşturun. Garsonun belirttiğine göre salataya asıl lezzetini veren onların tabiri ile çükündür yani pancar turşusunun suyu imiş..
Son olarak çok değişik şekillerde süsleyin.
Çünkü Amasra salatalarının ilk göze çarpan özelliği aşağıda ki gibi birbirinden değişik süslemeleri

Pancar kökü turşu için burada ki tarife  bakabilirsiniz..

...............................Afiyet olsun.......................

Karadeniz Turu 3.Gün...


İNEBOLU VE SİNOP ERFELEK TAKIM ŞELALELERİ...



Kastamonu'ya bağlı küçük ,şirin bir sahil kasabası daha...
Şimdi küçük ama 19 yy hiç te öyle değilmiş. İnebolu da bulunan liman sayesinde Karadeniz bölgesinin ticari malları buradan dağıtılırmış..
Aynı zamanda Kurtuluş savaşı sırasında ,yöre insanının gösterdiği üstün gayret sayesinde İstiklal madalyalı gazi şehir diye de anılıyor..
Şehre girer girmez ilk dikkatimizi çeken şey tarihi evleri ve onların çatıları oldu..
İnebolu evleri 3. derecede tarihi eser kapsamındaymış ..
Çatılarında da kiremit yerine yöre insanı tarafından denizden çıkarttılarak, kullanılan siyah taşlarla kaplı..
Görüntüsü gerçekten ilgi çekici..
Tabii  bu sebepsiz değil,bir nedeni var..Bu taşların hepsi aynı kalınlıktaymış, ilkel görünüyor ama doğal ısı yalıtımı sağlıyorlarmış..
Başka bir nedende  kışın sert esen poyrazdan dolayı kiremitler hafif olduğu için uçabiliyormuş..
İneboluda da denize girebilecek değişik yerler var ama deniz taşlık ve dalgalı ,pek kum yok yani .
Biz az da olsa girmeyi denedik ..
 
İnebolu'nun dar sokaklardan oluşan çarşısını gezdik ..
 Çarşı içinde ki cami İnebolu'nun en eski camisiymiş..
O gece orada konakladık.. Ertesi gün yukarıda gördüğünüz Türk Ocağını gezdik..Burası biraz Kurtuluş savaşı ve Atatürkten biraz da yöre insanının yaşantısından izler taşıyordu..
Aşağıda yine Türk Ocağı binası ve bizimkiler...
İnebolu'ya kuşbakışı bakmak isterseniz ilçenin en yüksek ikinci tepesi olan
 Geliş Tepesi'ne çıkmanız gerekiyormuş..
Biz çıkmadık çünkü önümüzde göreceğimiz daha çok yer vardı. Bu kadarı yeterli dedik..
Ayrıca hemen belirteyim yolu da engebeli ve bozukmuş

İnebolu'dan sonra sahil yolundan devam ettik. Sırası ile Abana, Çatalzeytin,
Türkelini  geçerek Erfeleğ'e doğru yol aldık.. Yol üzerinde denize girilebilecek pek çok plaj mevcut..
Sıradaki görmek istediğimiz yer Sinop ili sınırlarında yer alan ERFELEK TAKIM ŞELALELERİ
Erfeleğe ulaşana kadar baya bir yol kathettik ama inanın gerçekten değdi..
Erfelek şelaleleri tam kaç şelaleden oluşuyor ,bilemiyorum ama tırmanış olarak 1.5 km yi buluyormuş..Şelalelere etap etap bazen doğal basamaklarla ,bazen konulan bir merdiven yardımı ile bazende bir yerlere ağlanmış ipler ardımı ile tırmanarak çıkılıyor..
Bazı insanlar bu soğuk suda yüzmeyi bile denedi..
Bu çıkış aşaması çok zevkli her şelalede insan,
 biraz daha hırslanıyor bir üstteki şelaleye çıkmak için..
Hemen uyarayım ayağınızdaki ayakkabı ve giydiğiniz giysiler rahat olursa,
 tırmanmak daha zevkli olacaktır..
Özellikle Furkan çıkma konusunda çok azimliydi .
Berkan daha küçük olması nedeniyle bazı yerlerde zorlanmış olsada,
bizim çıktığımız yerlere kadar çıktı...

Şelalelerin herbiri akış ve şekil olarak birbirinden farklıydı..
Bu arada bizimle beraber yukarı çıkan insan sayısı da azımsanmayacak kadar çoktu.. 

Ben burdan çıkamam ,üstüm ıslanır felan derseniz alternatif tırmanış yolu da var..
Şelaleleri takip eden ama yukarıdan bakarak gidebileceğiniz tepelik patika bir yolda mevcut..
***
Tırmanışta eski değirmene ulaştığınızda yolu yarılamış sayılıyorsunuz..
Bizim çıktığımız bölümden sonra 850 mt daha vardı..
Değirmenden sonra vadi daha da sarplaşıyormuş o yüzden bizde geri döndük..
Tabii önce babamız bu eski su değirmeninin nasıl çalıştığını çocuklara anlattıktan sonra.. .


Biz de çıktığımız yere kadar olan parkuru önce Furkan tamamladı ...Sevinci yukarıda görülüyor zaten..
Değirmenin olduğu şelaleye çıkarken hemen solda yayık ayranı içerek serinleyebilirsiniz ..Gerçi buz gibi suların içinde olduğunuz için çokta ihtiyaç duyulmuyor buna.. 
Ayrıca Şelalelere tırmanmadan önce piknik yapacak alanlarda mevcut..
Şimdilik bu kadar arkası yarın....

12 Ağustos 2010 Perşembe

Karadeniz Turu 2.Gün.

EREĞLİ(Cehennemağzı Mağaraları) - AMASRA VE CİDE
Gezimizin ilk günü Akçakocadan sonra sahilden devam ederek Alaplıyı geçtik Ereğliye ulaştık..
Ereğli çok şirin ve düzenli bir ilçe.. İlçeyi şöyle bir temaşa ettikten sonra görülecekler listemizde yeralan  Cehennemağzı mağaralarına yöneldik..
  Cehennemağzı Mağaraları 30-50 metre aralıklarla sıralanmış 3 mağaradan oluşuyor. Cehennemağzı Mağaraları aslında üç mağaranın da ortak adı .
Bu mağaralara aynı zamanda 'Kehanet Mağaraları' da deniliyormuş.
Bunlardan ilki aşağıda görülen KİLİSE MAĞARASI
Yunan mitolojilerine de yer alan mağaralarda, Hıristiyanlığın ilk dönemlerinde gizli ibadetler yapılıyormuş. Girişte yeralan ilk mağaranın adı bu yüzden 'Kilise Mağarası' . Mağaranın girişi demir parmaklıklarla çevrili. İçeriye girdiğimizde zeminin mozaiklerle kaplı olduğunu görüyoruz..
Dışarısı sıcakken mağaraların içi klimalı gibi serindi..


İkinci mağara CEHENNEMAĞZI MAĞARASI biraz daha yukarıda; yeraltında bulunmakta. Girişten aşağı oldukça dar merdivenlerle iniliyor...
 Merdivenlerden aşağıya inerken serinliği hissediyorsunuz. Mağaranın içerisinde bir gölet var.. Bu mağaranın da duvarlarında da aydınlatma oyukları var. Bazı yerlerde başınız tavana değiyor..
İçerisi biraz ürkütücü geldi bana.. 
Üçüncü ve son mağara da AYAZMA MAĞARASI; Bu mağara da geniş bir girişe dahip... Burada da etrafı çevrili bir bir gölet var... Mağaraların içi oldukça ürkütücü görünmesine rağmen bir o kadar da hayranlık uyandırıyor...Yapılan ışıklandırmalar sayesinde daha rahat dolaşılıyor...
 

Hatırlatmakta fayda var.Böyle bir geziye çıkmadan önce görülecek yerlerin çokluğunu gözönüne alarak bir Müze Kart edinmenizi tavsiye ederim..Her yerde para ödemekten kurtulmuş olursunuz ki sene içinde de kullanabilirsiniz.. 
Aşağıda Ereğliden bir kaç kare görünüyor..Temiz ,düzenli ,medeni bir şehir..
Belirteyim denize girmek için Ereğlinin10 km kadar öncesinde Alaplı da plaj mevcut..


Ereğliden ayrılırken saatimiz 18 civarlarıydı sırada Amasra vardı ama bizim Amasraya varışımız geceyi bulacağı için sahilden biraz daha içeride bulunan Çaycumada konakladık..
Çaycumada kendi çapında güzel bir ilçe..
Sabahın ilk ışıkları ile Bartın üzerinden ver elini Amasra..
Amasranın methini çok duymuştum, meraklıydım...

Amasraya inmeden Bakacak Tepesinden kuşbakışı Amasrayı seyredebilirsiniz..
Burada satıcıların değişik reçellerini de(ceviz,kivi,portakal kabuğu gibi)  görebilirsiniz..

Anlatıldığı gibi güzel ve hareketli gördüm Amasra'yı..
Amasrayı tepeden seyreden Fatih Sultan Mehmet yanındaki lalasına,
 burası Çeşm-i Cihan mı ola? diye sormuş. Gerçektende tepeden bakılınca Amasra çok hoş görünüyor.. 
Büyük vede hafta içi bile kalabalık plajı da aşağıda görülüyor..
Amasra çevresinde de denize girilebilecek değişik koylar var.(Çakraz,bozköy,akkonak gibi)

Önce Kalesini görmek istedik ama pek bişey göremedik ..
Kalenin içine evler yapılmış kaleden pek bir eser kalmamıştı..
Müzede kalenin içindeydi ama kapalıydı..
Arabayla zor zor girdiğimiz kalenin dar yollarından zar zor inebildik..

Kaleden inerken adını duyduğum TARİHİ ÇEKİCİLER ÇARŞISIN'A uğradık Furkanla..
Çarşıda takılar,el sanatı ürünler,süs eşyaları ve tahtan yapılmış ne ararsanız var .
Biz gezerken çok zevk aldık.
Amasra aynı zamanda bir balıkçı kasabası.
İskele çevresindeki lokantalarda balıkçıların günlük tuttuğu balıkları tadabilirsiniz...
Yola çıkmadan yaptığım araştırmalar sonucu ,
Amasra'nın süslü ve lezzetli salatalarının ve balığının ününü çok okudum.
Babamız balık için çok dolaştı ve yemek için sonunda ikna oldu ...
Salata gerçekten muhteşem lezzetteydi. Görüntüsünün yanında lezzetliydi de..
Garsondan püf noktasını aldım sizlerle de sonra paylaşacağım..
Balıkta taze ve lezzetliydi..Tavsiye olunur..    

Amasradan sonra yol üzerindeki ilk ilçe Kurucaşile'ye doğru devam ettik..
Yol git git bitmedi hem çok virajlı hem de bozuktu..
Yol üzerinde görülebilecek Göldere Şelalesi de var..
Kurucaşile ye gelmeden yol üzerinde bulunan İnkum plajı yörenin en iyilerindenmiş..
Yol üzerinde çok güzel ve sakin koylar gördük ve birinde de denize girmek için durduk..  
Denize girdiğimiz koy bir köyün altındaydı ve köyün çocuklarından başkada kimsecikler yoktu..

Kurucaşile küçücük bir ilçe, konaklayacak alternatif olmadığı için öğretmenevinde kaldık ..
Hemen yerleştik ve akşam yemeğimiz için güzel bir yer aradık buldukta ,
deniz kenarında ,güneşin batışını izleyerek kendi hazırladığımız mamalarımızı yedik..
Ertesi sabah sıra da CİDE vardı..
Cide yolu üzerinde Gideros koyunun methini çok duymuştum ve görmek istedik.. 
Cideye 15 km kala koya ulaştık.Burası antik dönemden beri korunak ve tersane olarak kullanılmış..  
Koy yukarıdan muhteşem görünüyordu..Cennetten bir sahne gibi..
Bir kaç balık lokantası ve ev pansiyonu var..

Ve sonrasında asıl varmak isttediğimiz yer CİDE...
CİDE tabelasından sonra bizi upuzuuun ve hafta içi olmasından dolayı boş olan bir sahil karşıladı..
Cide de şöyle bir gezinti yaptık ve çıkışında Yazar ve şair Rıfat Ilgaz'ın doğduğu ve şimdi müze olan eve rastladık ama şans bu ya kapalıydı ..Bizde camdan içeri şöyle bir baktık..
Valla kanyonunu duyduk ve
 gitmek için yöre insanına sorduk  çok güvenlikli bir yer olmadığını söylediler..
Cidenin sarı bezi ünlü imiş ,
herşeyi sarıdan yapmışlar çarşı içinde başınızı nereye çevirseniz sarıyı görüyorsunuz..

Çok uzun bir anlatım oldu farkındayım ama daha sonra gitmek isteyecekler için en doğrusunun bu şekilde anlatmak olacağını düşündüm ..
Siz ne dersiniz?

Karadeniz gezisi 1.Gün

AKÇAKOCA......
 Akçakoca Düzcenin deniz kenarındaki tek ve en büyük illçesi... İstanbul'a uzaklığı 2.15 dakika gibi.
Düzcenin merkezinde tabelalar yönlendiriyor sizi..
Sizi Fındık bahçeleri ile karşılayan şirin bir yerleşim yeri ..Denize girmeye müsait bir çok plaj var..
Bu plajlar hafta sonu çok doluymuş, biz haftanın ilk günü orda olduğumuz halde bize çok kalabalık geldi
Merkezde dünyada bir eşi daha olmayan değişik mimari de çok büyük bir camiisi var..
Biraz camiden bahsetmek istiyorum..


Caminin Mimarı Selçuklularda ki Türk otağ çadır sistemi ile çağdaş mimariyi sentezleyen kubbe kolonu olmayan bir camii ortaya çkarmış..
5000 kişilik çok geniş alana sahip..
Konferans salonu,kütüphanesi, iki katlı sıcak sulu şadırvanı olan bir camii.
Caminin içide  kullanılan aksesuarlarda alışık olduğumuzun çok dışında..
kısacası görmeye değer bir eser..
Resmin üzerine tıklarsanız daha detaylı olarak görebilirsiniz.. 


Daha  sonra ilçede bulunan Ceneviz kalesini gördük..
Kaleye bilet alarak giriyorsunuz ama aynı bileti gün 1 gün boyunca kullanabiliyorsunuz.
Bu arabanızı şehir içinde parkettiğinizde de geçerli biletiniz varsa gün boyu geçerli..
Kalenin Cenevizliler tarafından Karadeniz'i kontrol etmek amacı ile yapıldığı söyleniyor..
Kale tahrip olmuş ,hatta bakım açısından pek hoş değil,
 tarihi eser olmasına rağmen içinde piknik yapılıyor..
Ama manzarası çok güzel.. Buradan çevredeki plajları yukarıdan görme şansınız var..
Hemen sol tarafından merdivenlerle kadınlar plajına iniliyor..
Kalenin içinde önceden su sarnıcı olduğu söylenen büyük ihtimalle sonradan çevrilerek kız kuyusu adı verilmiş olan birde kuyu var.. Başına da bir kız maketçiği kondurmuşlar.
Gelen geçen içine dilek adı altında  para atıyor..    


Akçakoca'ya ismini veren Selçuklu Büyüğü Akçakocahan'ın yanında Osman Gazi ve Konuralp Bey'in Heykelleri ,merkezde ki caminin hemen karşısında çocukların çok ilgisini çekti..
***
Akçakocada konaklamak için çok sayıda otel ve pansiyon var,
bir de deniz manzaralı öğretmen evi var..
Son olarak Yola çıkmadan önce Akçakoca da değişik ne yenilebilir diye araştırmıştık,
Mancarlı pide ve Melengücceği isimlerine ulaşmıştık..
Çok sayıda balık restorantı da var.. Babamızın yazın taze balık bulabilirmiyiz şüphelerinden dolayı balığı düşünemedik.. 
Mancarlı pide dedikleri soldaki bildiğimiz gözleme ama garsondan öğrendiğimize göre
içinde Pazı ,nane,dereotu ,soğan varmış ..
Ben tadından hiç hoşlanmadım acımsı bir tadı vardı ..Denemenizi tavsiye etmem..
Belki içinde sadece pazı olsaydı farklı olurmuydu bilmiyorum..
Tatlıya gelirsek , Melengücceği tatlısını pideyi beğenmeyince garsona sormadan almadık
nedir neyin nesidir diye..
Tatlının ana malzemesi olan hamur  baklavalık yufka ile hazırlanıp şerbetlenmiş..Üzerine çükolata sos ve toz fındık serpilmiş..Yanında da ahududu ve dondurma ile servis edilmiş hepsi bu kadar..
Fotoğrafları kırmızı şemsiye altında çektiğim için azıcık kırmızı çıkmış ..

***
Yarın Karadeniz Ereğli  ve  Amasra' yı anlatacağım......  

11 Ağustos 2010 Çarşamba

Yeniden Merhaba..........

Sevgili Dostlar;
Üç haftalık bana göre uzun bir aradan sonra yeniden beraberiz...
Ben yazmayı, paylaşmayı en güzeli de yorumlarınızı okumayı çoook  özledim ..
Gelen yorum ve maillerden anladığım kadarı ile sizler de özlediniz bunun için teşekkür ediyorum..
Senenin yorgunluğunu atmak ,dinlenmek ve biraz da
sılay-ı rahim yapmak adına Karadenize doğru yol aldık...
Biliyorsunuz Giresunluyum ; Ailece biz bu sefer farklı bir şey yapalım istedik ,
 memlekete giderken Karadeniz'in sahilde olan illerini görerek gitmeyi  düşündük ...
Batı Karadenizden gezimize başladık Doğu Karadenizde Artvin dışında tüm il hatta ilçeleri görerek ,sonunda da memleketimiz Ş.karahisar'a uğrayarak gezimizi sonlandırdık...
***
Yorucu ama özellikle de çocuklar için çok bilgilendirici bir gezi oldu bizimkisi..
Gezi esnasında Rizede  bir tabela da Cittim, cördum ,celdum yazıyordu  çok hoşuma gitti ....
Biz geziye çıkmadan önce epey araştırma yaptık ,
gerek bloglardan ,gerek gezi sitelerinden ve bunlardan çok yararlandık .
Ben de şimdi Karadeniz'i görmemiş olanlar için yararlı olabilmek adına,
Gezdiğimiz il ve ilçeleri,gördüğümüz tarihi mekanları ,denizi, Karadeniz'in yeşilini vs. bölüm bölüm sizlerle  paylaşmak istiyorum..
Bugün sadece yukarıda ki küçük kolajla ve yarın inşallah Akçakoca yazısıyla başlıyorum..

9 Ağustos 2010 Pazartesi

Sebzeli Dizme Köfte.......


Süpriiizzzz

Döndüm mü, henüz İstanbul'a dönmedim ama az kaldı..
Bu sene de Rabbime şükürler olsun, Ramazan hayırlısı yarın başlayacak inşallah..
Bizim şu an bulunduğumuz yer rakım olarak yüksekte olduğu için buralar serin dolayısı ile oruç tutmak insanları çok zorlamasa da İstanbul ve benzeri nemin ve sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde oruç tutacak olanlara Rabbim kolaylık versin inşallah.. 

**** 
Ramazan demek oruç demek ,Ramazan demek iftar demek ,
Ramazan demek iftar sofralarında misafir ağırlamak demek .....
İftar sofrası için yanında güzel bir pilav ,hatta cacık ile iyi gidecek bir tarif yazıp kaçıyorum ..

Malzemeler

Köfte malzemesi
500 gr Kıyma
1kuru soğan
Yarım çay bardağı galeta unu
1 Yumurta
tuz, karabiber
 maydanoz
1 iri diş sarmısak rendesi

****
5 ortaboy patates
5 ortaboy patlıcan
5 ortaboy Domates
7 sivri biber
Kızartmak için sıvı yağ

Sosu için
2 yemek kaşığı sıvıyağ
2 yemek kaşığı salça
1,5 yemek kaşığı un
3 su bardağı su veya etsuyu

Yapılışı
Öncelikle köfteyi hazırlamak için soğanı rendeleyelim, maydanozu ince doğrayalım. Kıyma, galeta unu, tuz, karabiber ,1 yumurta, rendelediğimiz soğan, sarmısak rendesi ve maydanozu ekleyerek yoğuralım ve  köfteyi hazırlayalım.Köfteleri sebzeleri dilimleyeceğimiz boyutta yuvarlak şekillendirelim.
Fırın tepsisine dizip 180°C'lik fırında önlü arkalı hafifçe kızartalım.. Patlıcanları alacalı soyup bir cm kalınlığında halka halka doğrayalım ve tuzlu suda biraz bekletelim. Patatesleri, biberleri ve domatesleri yine aynı boyutta olmak şartı ile yuvarlak olarak doğrayalım. Patates, patlıcan ve biberleri sıvı yağda kızartalım.
 Bir fırın kabına bir köfte, bir patates, bir patlıcan, bir domates ve biber şeklinde dizelim.
Sosu hazırlamak için bir yemek kaşığı sıvı yağı bir tavada eritelim. Unu ekleyip hafifçe kavuralım, unu kavurunca salçayı ekleyelim ve biraz daha kavuralım. 
Suyunu ilave edelim, tuz ve karabiberini ekleyerek sosun altını kapatalım..
Sosu dizdiğimiz köftelerin üzerine döküp 180°C'lik fırında yaklaşık yarım saat pişirelim.

***

Hayırlı Ramazanlar
..........................Afiyet olsun .........................
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...